24 Ağustos 2015 Pazartesi

Gratis Benri Güneş Kremleri




    


           Gratis'in Benri markasını duymuşsunuzdur. Uzun zamandır pamuklarını, peçetelerini ve ıslak mendillerini memnuniyetle kullanıyorum. Yaz geldiği için tatil öncesinde güneş kremleri arasında Benri' nin güneş kremleri de yerlerini almış. Ben ilk defa gördüm ve ikisini de aldım. Yazımda bu kremlerden bahsedeceğim size.

        İlk önce güneşten koruma kreminden bahsedeyim. Öncelikle alırken de kremin kutusunu hiç beğenmedim. Ama bir sürü markanın arasından dikkatimi sadece Benri çekti. 20 faktörlü koruma kremini ilk güneşe çıktığım gün tüm vücuduma ve yüzüme uyguladım. Aslında yüze uygulanması doğru değil ama güneş lekesi oluşmasından çok korkuyorum. Sivilce lekeden daha iyidir her zaman bence. Sonucunda ise güneş sonrası kupkuru bir ciltle karşılaşmadım ve çok memnun kaldım. Çünkü ıstakoz gibi olmayıp istediğim biçimde bronzlaştım. Uygulaması da dönen kapağı sayesinde çok pratik ve fiyatı şahane. (: Bu arada, koruma kremleri yalnızca 20 faktörlü değil, farklı faktörlerde de bulabilirsiniz. 

   

       İkinci olarak bronzlaştırıcı yağından bahsetmek istiyorum. Kutusu sprey tarzı püskürtmeli olduğu için çok pratik. Üstelik bronzlaşma seviyesi de çok hoşuma gitti. Yani bir anda sizi kızartmıyor ve aşamalı olarak altın bir bronzluk sağlıyor. Her iki krem de Paraben içermiyor. Ayrıca bronzlaştırıcı yağ su bazlı. Denizden sonra hemen vücuttan çıkmıyor. Fiyatı ise tabi ki koruyucuyla aynı. (:

    


      Ben bu yaz Benri'nin güneş kremlerini tercih ettim ve düşündüğümden çok daha güzel bir sonuçla karşılaştım. Söylemem gereken tek şey, kremler diğer güneş kremleri gibi büyüleyici kokulara sahip değiller. Tabi ki kendilerine özgü o bilindik güneş kremi kokusu var ama tüm etrafa saçılmıyor. Ben kakao özlü bronzlaştırıcı sprey kokusu hastası biri olarak bu duruma önceleri üzüldüm. Ama kullanmaya başladıkça bu durum tabi ki değişti. (:

     Bu yaz siz de Benri'nin ürünlerini kullanmaya ne dersiniz?







Zeyrik

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Jodi Picoult - Eve Dönüş Şarkısı





    

      Yaz mevsiminin en güzel yanı tatil ve kitap okumaktır bence. Bu yazımda sizlere kapağının sempatikliği nedeniyle aldığım ve okumaya başladığım bir kitaptan bahsedeceğim.

      Jodi Picoult'un ilk defa bir kitabını okudum. Kurgu olarak son derece güzel. Fakat okumaya başladığımda, kitabın ilk kısımları akıcı ilerlemedi. Biraz sıkılıyor gibi oldum ve tereddüt ettim. Daha sonrası için akıcı olmadığını söyleyemeyeceğim. (: 

         Eve Dönüş Şarkısı, içinde aşkı, evliliği ve yoğun biçimde aile kavramını ve kimlik arayışını barındırıyor. Kitap,eşcinsellik ve hakları üzerine kaleme alınmış. Yazar,karakterleri kusursuz bir biçimde işlemiş ve okurken hiçbir kopukluk yaşamadım bu sayede. Bu sebeplerden ve konusundan dolayı farklı bir roman. Okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye edilir.

    Ben şimdiden yazarın başka kitabını alıp okunacaklar listesine ekledim bile. (:

Zeyrik



8 Temmuz 2015 Çarşamba

Safranbolu





      Tamamen tesadüfen karar verilmiş bir tatil planı ile, yer bulamadığımız için son anda 'boş geçmesin' düşüncesiyle gittiğimin bir yer. Safranbolu denince akla  'Lokum Memleketi' geliyor. Sizlere bu güzel şehre yolunuz düşerse uğramadan gitmemeniz gereken yerleri anlatacağım. Gerçi öyle çok mekan olmadığı için uğramadan edemeyeceksiniz zaten. (:

     İlk olarak iki geceden fazla kalınamayacağı kanısındayım. Eski ve yeni yerleşim olarak ikiye ayrılmış bu şehir. UNESCO'nun koruma altına aldığı eski (tarihi) yerleşim merkezinde vintage konaklarda kalıp doya doya gezebilmek için iki gün ideal bence. Konaklama konusuna gelince, tarihi yerleşimde birçok konak var. Biz, İmren Lokum Konak'ta kaldık. Odaların ismi lokum çeşitleriydi ve odalar otantik, eski, tarih kokuyordu kısacası muhteşemdi. Küçük camlardan şehir merkezine bakılıyor, gaz lambalarını andıran minik ampullerle duvar lambaları bulunuyordu odada. Ayrıca cam kenarında uzun bir sedir vardı.

   
     İlk gün şehir merkezini gezdik. Zaten 1-2 saatte gezilebilecek bir yer. Kahvaltıyı konakta yaptık. Muhteşem bir kahvaltıydı. Yiyecekler doğal olduğundan çok lezzetliydi. Kahvaltıdan sonra Yemeniciler Çarşısı'nda ki Boncuk Cafe'de közde Türk Kahvesi ve yanında böğürtlen şerbeti içtik. Cami avlusundan içeri girdiğinizde daracık sokakları ve küçücük dükkanları olan Eski Çarşı'nın ortasındaki yörük çadırı gibi tasarlanmış çok sevimli bir cafe. Gezdikten sonra tekrar konakta Rum Mantısı yedik. İlk defa Rum mantısı yedim ve mutlaka tavsiye ederim. Soya sosuyla yapılan, yoğurtsuz yenen bir mantı. Akşam ise Safranbolu'nun neredeyse tek elit denilebilecek restoranı olan Taş-ev 'e gittik. Oranın yemeklerini malesef tadamadım ama yöresel yemekler çok yoktu.

     Ertesi gün turumuza kaldığımız yerden devam ettik. Önce Hıdırlık Tepesi'ne çıkıp tarihi Safranbolu şehrini oradan izledik. Daha sonra Kristal Teras'a gittik. Orada bir kanyonun kenarına camdan yapılmış bir zemin (balkon gibi) yapmışlar ve saydam olan zeminde havada duruyormuş hissi ile kanyonu izledik. Bence oldukça ürkütücü bir yerdi ama yine de keyifliydi. Kristal Teras'ın olduğu yer şehir merkezinden biraz uzakta olduğu için köylerin arasından gidiliyor ve Teras'ın biraz yakınında İncekaya Su Kemeri var. Onu da gördük. Fakat hamama ve Tarihi Kent Müzesine gidemedik. Hamamı bulamadık. Kent Müzesine giden yolda da yol çalışması olduğu için yolu kapatmışlardı. Hatta, kime müzeyi yerlilerden kime sorsak bize net bir cevap veremediği için bir türlü ulaşamadık. (:

     Akşam, İmren Lokum dükkanının üst katındaki kendi restoranına gittik. Küçük küçük odaların içinde sade ve eski kokan harika bir dekor içinde oturup yemeklerimiz yedik. Orada yöresel yemeklerden bulabildik. (: Hepsinden tadabilmek için ortaya ikişer porsiyon söyleyip paylaştık. Peruhi, Bükme ve Etli Yaprak Sarma yedik. Peruhi içinde süzme yoğurt olan bir mantı. Ben tadını çok beğenmedim bana ekşi gelmişti ama yinede denemeye değerdi. (: Bükme ise kapalı ıspanaklı pide. Ispanaklı böreği de sevdiğim için bana çok lezzetli gelmişti. Hatta odaya dönerken paket yaptırdığımı hatırlıyorum. (: Ve sonuncu da Etli Yaprak Sarma. Küçük güveçlerde yapılmış içinde kuşbaşı etler olan bir sarma. Sarmayı sevmeyen yoktur sanırım. Denememek için hiçbir sebep yok (:

     Safranbolu, daracık  tarih kokan sokakları, minik pencereli sevimli konakları ve sıcak halkıyla görülmesi gereken bir yer. İyi ki asıl istediğimiz yerde rezervasyon yaptıramayıp Safranbolu'ya gitmişiz. Ocak ayında gittiğimiz için çok turist de yoktu. yoğun bir kalabalık olmadığı için de bunalmaya fırsatımız olmadı. Gönlümüzce dolaşabildik daracık sokaklarda. Şehrin meydanındaki camiye çok yakı olduğumuz için okunan her ezanla huzur bulduk. Ayrıca lokumları (suyundan olduğu söyleniyor) dünyada tek diyebilirim. (:

   Eğer yolunuz o taraflara düşerse Safranbolu'ya mutlaka gitmelisiniz, görmelisiniz. Ülkemizde bu kadar güzel ve tarih kokan yerler varken görmemek çok üzücü. 
Yazımın altına Safranbolu Belediyesi'nin ve kaldığımız konağın internet sitelerini koyuyorum. Merak edenler, bir göz atın derim. (:
     Not: her anlattığım mekanın fotoğrafını çekemedim fakat çektiklerim bence oraya gitmek için biraz da olsa teşvik edici. (:  




















Keyifli okumalar,
Zeyrik