kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2016 Cumartesi

Khaled Hosseini - Uçurtma Avcısı





     Keyifli hafta sonları herkese!

   Daha bir önceki yazımda kitap yorumu yapmış olmama ve okuduğum kitabı bir türlü bitiremediğimden yakınmama rağmen yine yepyeni bir kitap yorumuyla karşınızdayım. Bu kitabı bir solukta okudum. Hatta öyle bir okudum ki, her bulduğum fırsatta elimden bırakmadım. 

  Uçurtma Avcısı'nı duymayan kalmamıştır herhalde. Ben de ilk çıktığı zamandan beri farkındayım. Fakat bit türlü elime almak istememiştim. Duyduğum milyonlarca olumlu yoruma rağmen nedense yanaşmıyordum kitaba. Taa ki 3 gün öncesine kadar. (:

    Aslında bu kitap bizde yaklaşık 2-3 yıldır var. Babam almış, okumuştu ve akabinde yazara ait diğer kitapları... Mutlaka okumam gerektiğinden bahsedip duruyordu. Sonunda aldım elime. Kitap hakkında ilk söylemem gereken şey ise; bu zamana kadar neden okumadım? Nasıl okumam! 

  İçeriğini artık bilmeyen yoktur. Sanırım okumayan da kalmamıştır belki, emin değilim. Ama okumayan varsa, mutlaka koşup almalı ve okumalı. Çok acıklı bir roman. Kabil'de monarşi yıllarında beraber büyüyen ama aralarında çok fark olan iki çocuğun hikayesi.. Okurken sürekli gözlerim doldu ve ağlamamak için kendimi tuttuğum zamanlar oldu. Biraz canımı da sıkmadı diyemem. Ama elimden düşüremedim. Bu kitabın yorumunu yapmakta biraz geciktim. Ama yine de bahsetmeden geçmek istemedim. Tek kelimeyle, Muhteşem!

   Uçurtma Avcısı'nı okumayan kaldıysa, kalmamalı. Herkes okumalı.  İki senedir okuduğum en güzel kitap diyebilirim.

  Yazarın elimde iki kitabı daha mevcut. Yanılmıyorsam toplamda üç kitabı var ve sırayla onları da okuyacağım. Bakalım aynı tadı verecekler mi?

Sevgiler

15 Nisan 2016 Cuma

Ahmet Ümit - Elveda Güzel Vatanım





     Herkese Merhaba!

   Bu yazımda, yine bir türlü bitiremediğim ama sonunda yine bitirmeyi başarabildiğim Ahmet Ümit'in Elveda Güzel Vatanım adlı kitabından bahsetmek istiyorum. Aslında önceki kitap yorumlarımı da okuduysanız kitabı özetleme taraftarı değilim hiçbir zaman çok geniş bir çerçeveden bakmayı tercih ediyorum. Kitaba gelecek olursak;

    Babam ilk çıktığı gibi bu kitabı bir heves edip almış. Tabi bizim evde Ahmet Ümit kitabı çıktığı gibi alınır. Her ne kadar yazarın 4 kitabını okumuş olsam da evdekilere teker teker şans vereceğim. Ama yeni çıkmış ya önce bu kitabı okumak istedim. Bir heves aldım elime bir açtım içini ki Nevzat Baş komiser yok! Daha o anda soğudum kitaptan aslında. Biraz hayal kırıklığı oluştu. Çünkü son 3 kitabında Nevzat Baş komiser adeta bir film serisi gibi olmuştu bende.

    Neyse, ilk hayal kırıklığı atlatıldığı gibi devam ettim kitaba. İttihat ve Terakki kitabın konusu. Vatan ve sevgili arasında kalmış bir yazar/fedai  kişilik, Şehsuvar Sami. İlk sayfalar felaket sıkıcı geldi. Hatta bir ara Franz Kafka'nın  Milena'ye Mektuplar kitabına benzetmedim değil. Çünkü yıllar önce vatan uğruna bırakılan sevgiliye yazılan mektup tadında gidiyor konu. Tabi ki benzetme yönü yalnızca sevgiliye mektup (:

     Kitabın ortalarından sonra biraz daha hızlanıyor akış ama yine de sıkıcı. Artık İttihat ve Terakki dönemiyle ilgili o kadar çok roman yazıldı ki sanırım biraz gına geldi. Tabi ki yine de merakla okuduğum, o dönemi yansıtan romanlar var. Ama Osmanlı Devrinde hep İttihat ve Terakki dönemi kitapları denk geldi bana ve bu durum biraz canımı sıktı açıkçası.

      Ayrıca, son olarak, kitabın son kısmında hikayenin gerçekle bir bağlantısı olduğuna dair bir yazı var. Sanırım yalnızca mektupların ulaşması (ki bu kısmı da Milena'ya Mektuplar'ı andırıyor) ve roman haline getirilmesi gerçek olan kısmı.

    Toparlarsak, Ahmet Ümit kalemiyle Baş komiser Nevzat okumayı sever biri olarak, bir hevesle aldığım kitap beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Tarihi romanları, içinde hakikat barındıran romanları severim. Fakat, Ahmet Ümit'in bu kitabını bir hevesle elime alıp, biraz zorlayarak bitirdim. Sonu güzel, bence sonu çok güzel. Ama baştan yıldızımız barışmadı bu kitapla. 

Sevgiler

12 Nisan 2016 Salı

Okuduğum Kitapların Anıları



     Herkese Merhaba!

  Daha önce de kitapları çok sevdiğimden, her zaman hayatımda yerleri olduğundan bahsetmiştim. Bugün de okuduğum kitapları yalnızca kitaplığımda biriktirmek yerine, onların anılarını daha da güçlendirme sistemimden bahsetmek istiyorum. 

     Kendimi bildim bileli kitap okuma merakım vardır ve üniversitenin ilk yılında önünü alamadığım bir şekilde tutku haline gelmiştir benim için. Okuduğum kitap sayısı arttıkça ve kütüphanem hızla dolmaya başlayınca ben de bu kitapları bir deftere not etme isteği uyandı. Sanırım biriken şeyleri not alma gibi bir huyum var ki kolay kolay unutan bir insan da değilim. (: Bu huy, kitap, kalem ve yazmayı çok sevdiğim için olsa gerek. (: Aldığım çeyizleri de deftere kaydetme isteği buradan geliyor demek ki. Çeyiz defteri yazısını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

    Konumuza dönecek olursak, okuduğum her kitabı, yeni bir yıl yeni bir sayfa mantığıyla (: numaralandırarak not alıyorum ve bu bana inanılmaz keyif veriyor. (: Görsellerde detaylı olarak göreceğiniz şekilde 5 yıldır düzenli bir şekilde not alıyorum. Böylece, her sene kaç kitap okumuşum, hangi tarza yönelmişim kolayca ayırt edebiliyorum. 6. yılıma başlamış bulunuyorum ve her yeni sene beni çok heyecanlandırıyor.

       Okuduğum kitapları not almak, hem mutlu ediyor beni hem de ilerde bağış ya da takas yaparsam işime yarayacağını düşündüğüm bir sistem benim için. Çünkü, tamam bir sürü kitabım olması beni çok mutlu etse de bir daha elime almayacağımı düşündüğüm ve sadece koleksiyon olarak saklayıp yıllarca raflarda boş duracağı hissi oluşunca kendimi kötü hissediyorum. Belki ilerde bir şekilde başkalarına da faydalı olur düşüncesi var hep aklımda. (:

      Kitap kurtlarının da mutlaka bir defterleri vardır okuduklarını not aldıkları.. Ben böyle çok mutlu oluyorum ve sizinle paylaşınca daha da mutlu oldum. (:


Sevgiler

29 Şubat 2016 Pazartesi

Jodi Picoult - Cam Çocuk




     Haftanın ilk gününden merhabalar!

   Bu yazımda, Jodi Picoult'un okuduğum ikinci kitabından bahsedeceğim. Yazarın ilk okuduğum kitabı 'Eve Dönüş Şarkısı' bitmeden, diğer kitaplarına göz gezdirmeye başlamıştım. Buradan ulaşabileceğiniz yazımda da kitabı çok sevdiğimi söylemiştim. Sonra, Cam Çocuk'u aldım ve okumaya karar verdim. Fakat aynı etkiyi bulamadım. Evet henüz içeriğe giriş yapmadan olumsuz yorumla başladım. Çünkü beklediğim etkiyi yaratamadı maalesef. Ayrıntılara gelecek olursak..

    Öncelikle, kitap 600 sayfa ve çok ciddi bir hastalık olan Osteogenesis Imperfecta, yani cam kemik hastalığıyla alakalı. Kitapta, küçük  OI'li bir kız, hayatını kızına adayan, onun iyi bir yaşamı olması için doğru ya da yanlış olan her şeye inanan ve sonuna kadar destekleyen anne, kızının her koşulda iyi olmasını isteyen baba ve kendinden birkaç yaş büyük, kendi problemleri olan  ablası ile aile hayatının bir anda nasıl paramparça olabileceği akıcı bir şekilde aktarılıyor. Akıcılık konusu baştan sona kusursuz. İşlenen konu, farklı bir boyutta ve okuyucuyu doğru ya da yanlış üzerine düşünmeye zorluyor. Bu açıdan kitabı beğenmemek elde değil. Kusursuz bir hikaye.

    Benim beğenmediğim kısım ise, hikayenin bir önceki kitap gibi ilerlemesi. Bir kaç karakter tarafından anlatılan hikaye, belirli bir başlangıçtan sonra olayın mahkemeye aktarılması, ne kadar kafa patlatsanız da kimi zaman iki taraf arasında kalsanız da mahkemenin sonucunun ne olacağı belli bir kitap. Üstelik bu olayların üzerine inanılmaz boş bir son! 

        Açıkçası ben bu kitabın sonunu okuduktan sonra resmen sinirlendim. Bana zaman kaybı gibi geldi biraz. O kadar zamanınızı ayırıp 600 sayfa okuyorsunuz ve sonunda inanılmaz sinir bozucu bir durum. (:

     Sonuç olarak, Jodi Picoult'un iki kitabını okuduktan sonra ikisinin de aynı olduğu kanısına vardım. Evet konuları çok derin ve yoğun. İşlenen konular son derece kusursuz. Ama Cam Çocuk tam bir hayal kırıklığı. Okumak isteyen ya da şöyle daha doğru olur;  Eve Dönüş Şarkısı ya da Cam Çocuk arasından birini okumak yeterli oluyor. Birbirinin aynısı iki kitap olmuş kurgu bakımından. O nedenle nasıl tavsiye ederim ya da etmem diyebilirim bilemiyorum. Seçim size kalmış. (:

Sevgiler

9 Şubat 2016 Salı

Mary Kubica - İyi Kız






       Herkese Merhaba!

  Limon Ağacı'ndan sonra bir çırpıda okuduğum kitaptan bahsedeceğim bugün. Okumadığım ama almaktan bir türlü vazgeçemediğim kitaplarım olmasına rağmen sırayı nişanlımın hediye ettiği kitaptan yana kullanıyorum. Ve Ocak 2016 basımı olan 'İyi Kız'ı elime alıyorum.

      Kitapta, oldukça varlıklı ailenin arası pek iyi olmayan küçük kızı Mia'nın - ki bu isim baş karakterimiz oluyor- kaçırılmasıyla başlıyor. Hırslı, Amerikan ve başarılı yargıç kocası yüzünden bastırılan İngiliz anne ve kızı bulmak için görevli dedektif ve kızı kaçıran Colin'in ağzından, üç farklı bakış açısıyla bize sunulmuş bir roman. İlk olarak söylemeliyim ki, roman oldukça akıcı ve merak uyandırıcı. Hikayeden bunaldığım hiç bir kısım olmadı diyebilirim. Kurgusu, yazarın 4 yıllık çalışmanın sonucu olarak ortaya konan ilk kitabı olarak düşünüldüğünde çok başarılı. Ama tabi ki, Bir Jean-Christophe Grange kadar mükemmeliyetçi bir kurgu ve akıcılık beklememek gerek. (:

    Sonuna gelecek olursak, çok şaşırtmayan, daha esrarengiz kitaplar okuduğumu var sayarsak, 'inanılmaz' derecesinde bir bitişe sahip değil bence. Ama çerez gibi okunabilecek, çok yormayan bir kitap. Her ne kadar sıra dışı gelmese de sonunu merak etmeden edemedim hatta kitabı bitirmeden uyumadım. Bunu da itiraf etmesem olmazdı. (:

      Toparlarsak, İyi Kız; mutlaka okumanız gereken bir kitap değil. Ama denk gelirseniz ve hafif dozda gerilim içeren bir roman arayışındaysanız, bu romanı satın almak için daha fazla vakit kaybetmemeniz gerekiyor bence. Keyifli okumalar şimdiden. (:

Sevgiler

4 Şubat 2016 Perşembe

Sandy Tolan - Limon Ağacı




      
          Herkese Merhaba! (:

     Uzun zamandır kitap yorumu yapamıyordum. Çünkü Kasım ayından beri okuduğum kitabı yeni bitirebildim. Aslında, Limon Ağacı'nı ben ilk yayınlandığı zaman almıştım. Bundan 5-6 sene önce başlamıştım ama bitirememiştim. Çok yoğun gelmişti. Yıllar sonra elime tekrar aldım ve yoğun olduğum bu zamanlar içinde biraz uzun sürede bitirdim ama iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan birisi oldu. (:

       Kitaba gelecek olursak, Limon Ağacı; Ortadoğu'da yaşanan gerçek bir hikayeyi anlatıyor bize. Bir Filistinli, bir İsrailli ailelerinin tarihinin nasıl kesiştiğini, aralarındaki dostluğu ve yıllar içinde Ortadoğu'da yaşanan acı savaşı kanıtlarıyla birlikte aktarıyor. Kitap fazla yoğun olduğundan okurken bazı bölümleri fazla bunaltabiliyor. Ama sindirerek okunduğunda, yirminci yüzyılın en önemli olaylarından birini böyle kusursuz ve duygusal biçimde aktardığı için yazara içten bir teşekkür etmemek imkansız hale geliyor. 

     Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü bitirmiş biri olarak, okula ilk başladığım sene kitabı okuyamamış ve yarısında bırakmıştım. Mezun olduktan sonra, bu kitabı mutlaka okumalıyım dedim ve derslerde edindiğim bir altyapıyla bu kitap benim için bambaşka bir yere sahip oldu. Tarihi olayları sevmeyenler için gerçekten çok sıkıcı bir kitap. Ama gerçek hikayeleri, gerçek tarihi seven ve Ortadoğu Bölgesine ilgisi olanların bu kitabı severek okuyacaklarını düşünüyorum. Umarım keyifli bir yazı olmuştur. (:

Sevgiler

16 Kasım 2015 Pazartesi

Kafka - Milena'ya Mektuplar



     Herkese merhaba!

  Uzun zamandır, sindire sindire okuduğum, Kafka'nın Milena'ya Mektuplar' ından bahsetmek istiyorum size.  Kitap Kafka'nın kaleme aldığı eserlerden birisi değil; aşık bir adamın mektuplarından oluşuyor. Şu zamana kadar Kafka'yla tanışmayanlar için küçük bir bilgiyle giriş yapalım.

  Kitaplarının çevirisini yapan Milena ile mektuplaşmaya başlayan Kafka'nın umutsuz aşkının belgeleri bence bu kitap. Üç sene kadar aralıksız yazılan mektuplarda yaşanan aşk, umutsuz olmasına rağmen saygılı, anlayışlı ilişki bağlamında kusursuz. Bu açıdan bakıldığında, günümüzde hayali bile kurulamayacak türden. 

    Kitapta Milena'nın mektupları yok. Çünkü Milena mektupların yok edilmesini istemiş. Tek taraflı bir aşka şahit oluyoruz böylece. Fakat sonunda Milena'nın, Kafka'nın doktoru olan Max Brod'a yazdığı mektuplar var. Onları okuduğumuz zaman, kitabın başından, itibaren Milena'nın duygularını da daha sağlam hissedebiliyorsunuz. 

  Kitabı okuyan bazı yorumcular, Kafka'yla tanışmaya edebi eserlerinden başlamaları gerektiğini, böylece yazmış olduğu mektupların edebi seviyesinin alt seviyede olduğunu farketmeyi ve eserlerinin değerini daha iyi hissedilebileceğini düşünüyor. Bence, Kafka okumaya "Milena'ya Mektuplar" ile başlanmalı. Çünkü, mektuplar edebi kimlik taşımadığı ve yazar içten olduğu için yazarın duygularını ve düşüncelerini kavrayıp sonrasında edebi eserlerini okumak daha sağlıklı diye düşünüyorum. 

  Umarım siz de Kafka'yla buluşur, bu eşsiz mektupların karşısında istemeden de olsa inanılmaz aşka tanık olursunuz. 

Keyifli okumalar

11 Ekim 2015 Pazar

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna




     Bu kitabı geçen kıştan beri çok satanlar kısmında görüyordum. Gözüme çarptı çarpmasına ama nedense daha yeni alıp okudum. Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı. Tabi bu söylediklerimin hepsini utanarak söylüyorum. Çünkü böyle bir eseri daha önce nasıl gözden kaçırdığıma ve kitapları bu kadar severken nasıl ülkemizin usta kalemlerine hakaret eder gibi bu kısacık öyküyü bile nihayet okuyabilmeme çok kızıyorum.


     Elimdeki kitap, Yapı Kredi Yayıları'nın 72. baskısı. İlk basımı 1943 yılında olan kitabın 72. baskısında da dil ve anlatımında sadeliğe gidilmemiş. Eski Türkçe kelimeleri dipnot eklenerek şimdiki anlamları sayfanın altına yazılmış. Bu zaten benim için başlı başına cezbedici bir durum.

     İçeriğinden bahsetmek gerekirse; kitabın başlarında bir ara sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Fakat Raif Efendi'yi -ki kendisi bizim baş karakterimiz olur- okumaya başladıktan sonra keşke biraz daha uzun olsaydı diye düşünmeden edemedim. Haddime olmayarak söylemeliyim ki, karakterler kusursuz işlenmiş. Raif Efendi benim kırk yıllık dostum sanki... Aynı zamanda, diğer karakterler ve o zamanki sosyal yaşam açık ve yoğun şekilde yansıtılmış. Kitabın akıcılığı, büyük bir edebi eser olmasına rağmen ağır değil. Evet, kısa bir roman da olsa -ki yazar roman erine uzun hikaye demeyi tercih ediyormuş- baştan sona yoğun bir kurguya sahip.

     Ben okumakta çok geç kaldım. Ama sonunda okudum ve kitaplığımda kendisine yer verdim bu esere. Okumayanlar ve okumakla okumamak arasında kalanlar hala varsa eğer hiç vakit kaybetmeden almalısınız.

Sevgiler

4 Ekim 2015 Pazar

Volga Kurbanzade - Kısmet






        Üniversite son sınıfta tanıdığım ve  sevdiğim bir hocamın kitabı Kısmet. Kendisinden kitabının çıktığını duyduğum anda alıp okumak istediğim ama bir türlü bulamadığım bu kitabı sonunda okumayı başardım. İçeriğine gelecek olursak...

      Kitap, kapağında da yazdığı üzere 'bir aşk ve devrim öyküsü' nü anlatıyor. Üç ana karakter var ve Paris'te bir araya geliyorlar. Roman, 20. yüzyılın başında, Jön Türk ve Rus Devrimi'nin yanı sıra farklı ülkelerden üç insanın aşkını anlatıyor. Siyaset Bilimi mezunu biri olarak, kitabın konusu ilgimi çekti ve keyifle okudum. Hocam diye demiyorum, devrim süreçlerini kusursuz ve akıcı bir dille anlatmış. (: Zaten kitabın son sözünde de görüşmelerin birebir alıntı olduğunu, romanın gerçekle kurgu arasında geliştiğini ifade etmiş.

         Romanın bir konusunun devrim ötekinin aşk olduğunu söylemiştim. Olay örgüsündeki aşk kısmına gelince; bence bu kısım çok kopuktu. Karakter tanımlaması da aynı şekilde... Yani, bir romanı okurken, okuyucu karakterin her ayrıntısını bilmeli ve onu çok uzun zamandır tanıyormuş hissi olmalı. Bu detayları ben alamadım kitaptan. Aynı zamanda, aşk öyküsü de kafamda soru işaretleri bıraktı. Aralarda çok fazla boşluk olduğunu düşünüyorum.

       Evet, kitap oldukça yoğun ve sürükleyiciydi. Devrim hikayesi boşluksuz ve açıktı. Ama, aşk kısmının kopuk bir kurgusu olduğu için kitapla tam olarak bütünleşemedim. Zaman çok hızlı aktı ve kimi anlatıyor, en son neredeydi gibi sorular oluştu aklımda.

    Birçok ülkeye gittiler, arada aşk uğruna Manş Denizi'ni geçen bir kadın... Bu kadar kopukluğun arasında bazı kısımları anlamsız ve abartı geldi bana. Başlangıç da aynı şekilde farklı ve kopuk bir başlangıçtı. Olayı kavramayı, hikayeyi kafamda kurup, oturtup o şekilde ilerlemeyi zorlaştırdı bence. Ama yine de, tarih içeren romanları sevenlerin okuması gerekir diye düşünüyorum. Ülkesi uğruna gözünü kırpmadan mücadele veren güçlü kimliklerin hikayesi kimi zaman değişik gelebilir insana...

Keyifli okumalar

20 Eylül 2015 Pazar

E. L. James - Grinin Elli Tonu





      Herkese merhaba!

    Bu yazımda, 'Erotik Romanlar' kategorisinin kraliçesi E. L. James'in 2012 yılında çıkan serisinden bahsedeceğim. Bu seri, dünya genelinde epey konuşuldu. Haberleri okuduğumda hemen ben de gidip üç kitabı da aldım tabi. Bu kadar erotik olduğunu hiç tahmin etmemiştim açıkçası.

   Meşhur üçlemenin baş kahramanları Christian Grey ve Anastasia Steele. Bu yıl ilk kitabın filmi vizyonda yerini aldıktan sonra sanırım bilmeyen kalmamıştır. Ben filmi izlemedim, izlemeyi de hiç düşünmedim.Çünkü, bu tarz kitabın filminin nasıl olacağını aklım almadı. (: Zaten, genelde kitaplardan uyarlanan sinema filmleri bana samimiyetsiz geliyor.

   'Erotik Romanlar' kategorisi ile ben bu seri sayesinde tanıştım. Bu seri, çok konuşuldu ve reklam sayesinde oldukça yaygınlaştı. Sonrasında onlarca roman piyasaya sürüldü, -sözde- 'eser' diye... Bence bu tarz kitaplarda edebiyat namına bir gram değer yok. Evet, serinin tüm kitaplarını okudum. Böyle sansasyon yaratan bir serinin sonu nereye varır merak ettim ki oldukça klasik bir sonla bitti.
Şimdiye kadar hikayeyi Anastasia anlatmıştı. Yazar, bu sene Grey'in bakış açısından okuyabileceğimiz bir kitap çıkardı. Serinin 4. kitabında olay nerelere gidiyor merak ediyorum. Umarım, birebir aynı değildir; kendini tekrarlıyor gibi...

   Bence erotik romanlar, farklı tarz oluşturmak adına okuyucuya sunulan zaman kaybı. Kitabın içinde tarih, aşk, tutku ve gerçek bir kurgu barındırmayan karalamalar... Evet, ben de her ne kadar hoşlanmasam da o kitabı alacağım. Ama dediğim gibi, hikayenin daha uzatılacak, olayı nerelere vardıracak merakıyla alacağım. Umarım, bu serinin son kitabıdır. (:

Sevgiler,
Zeyrik

18 Eylül 2015 Cuma

Zülfü Livaneli - Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm




       Uzun zamandır elimde olan ve tatil dönüşü, kışlık eve geçiş süreçlerinde yanımdan ayırmadığım fakat bir türlü okumaya zaman bulamadığım kitabımdan bahsedeceğim size.

   Livaneli'nin her ne kadar kitaplarını okumayı çok istesem de, okuduğum ilk kitabının Konstantiniyye Oteli olduğunu daha önceki yazımda söylemiştim. Şimdi, Çeşme'de gözüme çarpan ve içinde 'kedi' ismi de geçtiği için aldığım ikinci kitabını anlatacağım.

     Kitap, Stockholm'e siyasi mülteci olarak yerleşen insanların geçmişi ve kendileriyle başbaşa kaldıkları zamanların öyküsünü anlatıyor. İçlerinden Sami Baran, yıllardır kendi ülkesinde yaşadıklarının tüm sorumlusu olarak gördüğü Türk devlet adamı ile Stockholm'de aynı hastanede kalıyor, Yazar, Sami'nin içindeki bastıramadığı öldürmek ve bağışlamak duyguları arasındaki çatışmayı kaleme alıyor. Her ne kadar uzun sürede okusam da, bu kitap oldukça akıcı ilerliyor ve Livaneli, kitapta vermek istediği tüm duyguları okuyucuya başarılı biçimde ulaştırıyor. Anlatım tarzı olarak da klasik roman akışı dışında olması, romana çok farklı bir hava vermiş. İki farklı kişiden aynı olayı dinleme hissi yaratmış. Ne ara bittiğini anlayamadan kitabın son sayfasını okumuşum. (:
      
      Livaneli'nin bu kitabı 2001 Yunus Nadi Roman Ödülü almış ve farklı dillere çevrilmiş. Teknik ve psikolojik olarak kusursuz işlenmiş. Ben okumakta biraz geç kaldım ama hala okumayanlar varsa, Livaneli'nin "25 yıllık ilk göz ağrısını" hemen okumalı. (:

Sevgiler,
Zeyrik

13 Eylül 2015 Pazar

Serkan Özel - Kapalı Gişe Yalnızlık







         Kitap okumak alışkanlıktır, hobidir. Herkesin hoşlandığı türler farklıdır ve son zamanlarda çok fazla kitap türleri oluştu. D&R' de gezinirken kampanyalı ürün olarak rastladığım ve okuduğum kitaptan bahsedeceğim bu yazımda size.

      Serkan Özel ismini ilk defa duydum ama kitabı alırken yazardan çok kitabın adı ve kapağı ilgimi çekti itiraf etmeliyim. Son dönemlerde raflarda yer alan kitapların çoğunda bu tarz kapaklar var ve ben de klasik bir aşk öyküsüdür diye alayım dedim. Klasik öyküleri, basit kurguları her zaman sevmişimdir.

    Kitaba başlamadan önce ön sözü okudum ve bakalım nasıl bir öykü düşüncesiyle heyecanla başladım. İki yüz küsür sayfa olan  kitabın son sayfasını okuyup kapağını kapattığımda, kitaptan aklımda kalan ne oldu diye düşünürken hiçbir şey kalmadığını fark ettim. Bana kattığı en ufak bir cümle bile yoktu. Okuduğum şeyden bir şey anlamadan boş boş okumuş hissi uyandırdı içimde. anladığım yalnızca bir şey vardı, O da; bir "edebiyat" ve bir "eser" olmadığı.  

         Açıkça ifade etmek gerekirse, kitabın içinde bir öykü yok. Bir öğreti yok.  Yazar aşk acısı çekiyor ve kitabın içinde onlarca farklı bölüm olmasına rağmen cümleler hep aynı. Ayrıca, bir o kadar da klişe. Bölüm sonlarına özlü sözler eklemiş, fakat o kadar kulak aşinalığı olduğumuz sözler ki zaten yeterince anlamsız olan kitabı bir o kadar da gereksiz kılmış. Bence yazar, sanki toplamda bir sayfa olması gereken bir kısa hikayeyi günümüz sosyal medyasından esinlenerek sayfa doldurmalıyım düşüncesiyle aynı ifadeleri hatta cümleleri kullana kullana iki yüz sayfa yapmış.

       Daha kitabı okurken Serkan Özel'i araştırma isteği uyandı içimde. Biyografi olarak bir şey bulamadım. Bulduğum tek şey Sıcak Ayaz'ın yazarı olduğu. Sıcak Ayaz'ı okumadım. Çok fazla övülmüş. Bu kitaptan sonra içimde okuma merakı uyandırmadı malesef. Sıcak Ayaz nasıldır bilemem, ama Kapalı Gişe Yalnızlık bence klişeler ve taklitlerle dolu tam bir fiyasko. 

       Kapağa bakarak kitap aldığım doğrudur. İlk defa beni yanılttı bu kumar. (: Profesyonel bir kitap eleştirmeni olmasam da bence Serkan Özel'in edebi eser kaleme alması için çok daha yaratıcı olması gerekiyor diye düşünüyorum.

Sevgiler,
Zeyrik

3 Eylül 2015 Perşembe

George Orwell - Hayvan Çiftliği




         Üniversitenin ilk sınıfında ders aldığım hoca bu kitaptan bahsetmiş ve ben de bir kenara not almıştım. Tabi ki onu unuttum ve yıllar sonra D&R'nin internet sitesinde gezinirken karşıma çıktı ve hemen siparişi verdim. Siyaset bilimi okuyan biri olarak reel sosyalizmi eleştiren bu kitabı oldukça başarılı buldum.

             Kitabın adı ve kapağı her ne kadar çocuk kitabı gibi görünse de yetişkinlere uygun bir kitap olduğunu söylemem gerek. Hikaye tadında, baş karakterlerin hayvanlar olduğu bu kitap bize sosyalizm ve diktatörlükle ilgili yaşanmışlıkları hayvanlar aracılığıyla anlatıyor.

       Kitap daha önce de birkaç kere Türkçeye çevrilmiş. Ben Can Yayınları' nın olanı bulduğum için onu aldım. Okumak isteyenlere, merak edenlere ve ilgililere tavsiye ederim. İnce bir masal kitabı gibi olan bu kitap çerez gibi gidiyor ve yazar anlatmak istediğini yalın bir dille aktarıyor. Oldukça başarılı bir eleştiri kitabı olduğunu bir kere daha belirtmem gerek.   

Keyifli okumalar
Zeyrik


17 Ağustos 2015 Pazartesi

Jodi Picoult - Eve Dönüş Şarkısı





    

      Yaz mevsiminin en güzel yanı tatil ve kitap okumaktır bence. Bu yazımda sizlere kapağının sempatikliği nedeniyle aldığım ve okumaya başladığım bir kitaptan bahsedeceğim.

      Jodi Picoult'un ilk defa bir kitabını okudum. Kurgu olarak son derece güzel. Fakat okumaya başladığımda, kitabın ilk kısımları akıcı ilerlemedi. Biraz sıkılıyor gibi oldum ve tereddüt ettim. Daha sonrası için akıcı olmadığını söyleyemeyeceğim. (: 

         Eve Dönüş Şarkısı, içinde aşkı, evliliği ve yoğun biçimde aile kavramını ve kimlik arayışını barındırıyor. Kitap,eşcinsellik ve hakları üzerine kaleme alınmış. Yazar,karakterleri kusursuz bir biçimde işlemiş ve okurken hiçbir kopukluk yaşamadım bu sayede. Bu sebeplerden ve konusundan dolayı farklı bir roman. Okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye edilir.

    Ben şimdiden yazarın başka kitabını alıp okunacaklar listesine ekledim bile. (:

Zeyrik



6 Temmuz 2015 Pazartesi

Livaneli - Konstantiniyye Oteli




      Livaneli'nin 'Serenad' kitabını görmüştüm ilk. Alıp okumayı çok istedim ama bir türlü fırsat olmadı ve araya başka kitaplar girdi. İnternetten yeni belirlediğim kitapların arasına bu kitabı da merakımdan ve artık Livaneli'nin bir kitabını okumalıyım diyerek siparişini verdim. İyi ki vermişim. (:



     Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı olan bu 'Konstantiniyye Oteli', zaten okumaktan zevk aldığım İstanbul ve Bizans gibi konuları işlemiş. Kitabın arkasındaki yazıyı okuyup kitabı satın almamak imkansız zaten. Büyük bir merak uyandırdı bende. Kapağı desen ayrı bir olay. (: Oldum olası böyle kapaklardan hoşlanmışımdır zaten.

     Kitapta çok fazla karakter var. Olaylar kısa bölümler halinde, bazıları tam anlamıyla gerçek, bazıları bana oldukça hayal ürünü gelen hikayelerden oluşuyor. Tek bir kişiye bağlı kalmadan kaleme alınmış bu kitap İstanbul'un bir gerçeğini farkettiriyor bize. Kitapta hoşlanmadığım tek kısım olayın üçüncü tekil şahısla anlatılması. Yani olayları başkasından dinliyormuş gibi değil de, bizzat yaşıyormuş gibi kaleme alsa daha derin bir roman olurdu düşüncesindeyim.

     Her bir ayrıntıyı su gibi berrak işlemiş yazar ve okurken dikkatimin çabuk dağıldığını düşünürsem, kopukluklar yaşamadım. Kitabı okumayı düşünenler, kesinlikle tavsiye ederim. (:

Kendime not: Livaneli'nin diğer kitaplarını da okumam gerekenler bittiği gibi almalıyım. (:

Sevgilerle
Zeyrik



30 Haziran 2015 Salı

Manolya Kokulu Hikayeler




     Kitapçılarda eskisi gibi ilgi çekici kapaklı ve baskılı kitaplar bulamıyorum. Eski kapakların orjinalliği oluyordu bence. Şimdiki kapaklar ve kitap isimleri hep aynı gibi.

     En son raflarda çok sevimli kapaklı kitaplar gördüm. Üstelik kitap ayracında keçeden yapılmış çiçek bile bulunuyordu. Bir tane alıyım diye düşündüm. Daha sonra unuttum tabi. Geçenlerde sipariş verirken gördüm ve bir tane de ondan aldım. İçeriğine hiç bakmamıştım. Sadece gözüme çarptığı için aldım.

     Kargoyu açtığımda etrafa klasik kitap kokusu dışında güzel bir koku yayıldı. Manolya Kokulu Hikayeler kokulu kitapmış meğerse. (: İçinde kısa kısa hikayeler bulunan sevimli bir kitap. Öncelikle hikayeleri oldukça 'Polyanna' tarzında buldum. Ama okumaktan zevk aldığımı söyleyebilirim.

     'Hayata bir bardak çay molası', kitabın üzerinde yazan bir söz. Tam olarak kitabı ifade etmiş. Hikaye kitaplarından zevk alıyorsanız sizde çayınızı alın ve kendinizi bir nebze de olsa mutluluk veren bu kitaba bırakın. 

     Kitabın içinde birbirinden güzel özlü sözler mevcut. ben en çok beğendiğimi burada paylaşmak istedim.' Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.' Kızılderili Atasözü



Sevgiler,
Zeyrik
Follow my blog with Bloglovin

29 Haziran 2015 Pazartesi

Millennium Serisi - Stieg Larsson




     Polisiye ve gerilim romanlarından vazgeçemememin sebebi ve kütüphanenizde mutlaka bulunması gereken bir seriden bahsedeceğim size. Üç kitaplık seriye sahip olan 'Millennium', beni polisiye romanlarına bağlayan bir seri olmuştur. Hatta son kitabın çıkmasını çok zor beklemiştim. (:

     'Ejderha Dövmeli Kız', 'Ateşle Oynayan Kız' ve 'Arı Kovanına Çomak Sokan Kız' kitapların sırasıyla isimleri. Diğer okuduğum kitap serilerinde genelde ilk kitap çok güzel, ikincisi aynı ilki gibi ve üçüncüsü ilk iki kitapla birebir aynı oluyor. (: Sadece karakter ve hikayeyi sevdiğim için okuyorum. Fakat bu seride her kitapta yepyeni bir durum beliriyor ve okuyucu kitabın son zamanında bitmemesi için dua ediyor. Evet o okuyucu benim. (:

     Kitabın ana karakteri Lisbeth Salander. Yetenekleriyle beni büyülemişti. (: Bu serinin filmi de yapıldı. İlk önce İsveç tarafından sinemaya uyarlandı. İlk filmi fena değildi. Diğerlerini izlemek istemedim. Ama filmin hayran kaldığım tek şeyi, benim okurken oluşturduğum Lisbeth karakteriyle filmdeki Lisbeth karakteri birbirine çok yakındı. Daha sonra ABD tarafından sinemaya uyarlandı ve bence filmi berbat ettiler. Bir kere kitabı okuyan kişi o filmin afişini görünce izlemeye gönlü razı olmaz. (: Çünkü kitapta tarif edilen karakterle film afişindekinin hiç bir alakası yok. O yüzden ben o filmi izleyemedim.

     Kitapların filmleri hiçbir zaman daha cazip gelmedi bana. Çünkü, kitabın içindeki her ayrıntıyı filmde işleyemiyorlar. Filmin süresi var ama kitap sınırsız. Bir de filmler benim hayalimi sınırlıyor diye düşünüyorum. Eğer önce filmi izlediysem, kitabı okurken filmdeki karakter oluşuyor kafamda ister istemez.

     Bu üçleme 4-5 yıldır var olan bir seri. Benim şu anda bu seriden bahsetmemi tetikleyen en önemli sebep ise geçen gün internette gördüğüm bir haber oldu. Stieg Larsson'un kitabın başkarakterini yeğeninden esinlenerek ortaya çıkardığı haberini gördüm. Beni ilgilendiren asıl kısmı 2004 yılında kalp krizi ile yaşamını yitiren Stieg Larsson'un kalan notlarından derlenerek 'Millennium' serisinin dördüncü kitabının çıkacağı haberiydi. 'Örümcek Ağındaki Kız' adlı dördüncü kitabın, Ağustos ayında Avrupa ve ABD'de piyasaya çıkacağından bahsediliyor. Bu nedenle orjinal üçleme hakkında tavsiyede bulunmak istedim.

     Sonuç olarak, 'Millenium' üçlemesini şimdiye kadar okumadıysanız mutlaka okuyun. Filmini izlemeyin. (:




Sevgiler
Zeyrik
Follow my blog with Bloglovin

Ahmet Ümit Polisiyesi




     Ahmet Ümit'in her kitabını okuduğumu söylemem doğru olmaz. Ama ard arda kaleme aldığı son üç kitabından bahsetmek istiyorum.

     Kronolojik sırayla gidersek ilki, İstanbul Hatırası. Komiser Nevzat serüveni bu kitapta önceki kitaplarına göre kalıcı görünüyor. Polisiye ve tarih sevenler için harika bir roman. İstanbul'u sevmeyenleri bile İstanbul'a hayran bırakacak bir dille kaleme almış kitabı. Son derece sürükleyici, şaşırtıcı ve etkileyici bir kitap.



     İkinci olarak, Sultanı Öldürmek geliyor. Bu kitapta şahane bir aşk hikayesi etrafında işlenen cinayetleri kaleme almış. Ayrıca, Osmanlı Devletinin imparatorluğa dönüşme hikayesi bir önceki kitap gibi oldukça sürükleyici. Yine, tarih sevenler, özellikle Osmanlı ve Fatih Sultan Mehmed Han'ın tarihine ilgi duyanlar için tavsiye edilir.

     Son kitap da Beyoğlu'nun En Güzel Abisi.  Bu kitap bizi çok fazla eskilere götürmüyor. Ama yazarın cinayet çözümleme sırasında Taksim ve Tarlabaşı'nı anlatımı okuyucuda sanki oralarda hep bulunuyormuş hissini veriyor. Okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.
     
     Ahmet Ümit'in bu üç kitabı her insanın kütüphanesinde bulunmalı. Çünkü bu kitaplardan birini okurken sanki iki farklı kitap okuyor gibi oldum ben. Cinayet çözümlemeye çalışılırken polisiye, tarih ve mekan anlatılırken de tarihi bir kitap okuyor hissi uyandırdı bende. Ayrıca, komiser Nevzat ve yardımcıları Ali ve Zeynep, her yeni çıkan kitabıyla birlikte sanki uzun süredir görüşmediğiniz dostlarınız gibi oluyor. Bu üç karakteri oldukça iyi tanıyorsunuz zamanla çünkü.

     Polisiye ve tarih sevenler için, Türk yazar tercih edecekseniz bu kitapları mutlaka okuyun, okutun. (:

Keyifli okumalar
Zeyrik



Not: Resimler internetten alıntıdır.

27 Haziran 2015 Cumartesi

Esrarengiz Bahçe




     Son zamanlarda revaçta olan büyüklerin için boyama kitaplarından merakıma yenik düşerek almayı birkaç hafta düşündükten sonra sipariş verdim. Aslında biraz da okulun yoğunluğunun bitmesini bekliyordum. Kitaplar geldiğinde büyük bir heyecanla karıştırdım ve oldukça hoşuma gitti. Boyama neden sadece çocuklar için olsun ki? (:

     'Esrarengiz Bahçe', içinde karmakarışık renksiz çiçeklerle dolu olan bir boyama kitabı. Açtım ve istediğim her hangi bir sayfadan başlayarak boyamaya başladım. Boya yaparken sanki bitkileri tekrardan canlandırıyormuş hissine kapıldım. Gerçekten kafa dağıtmak için inanılmaz bir kitap. Sayfaları resim kağıdı gibi üstelik. Bu nedenle ben elimde olan keçeli kalemlerle boyama yapıyorum. Kuru boya da kullanabilirsiniz. Ama kuru boya bastırmadan asıl rengi vermiyormuş hissi yarattığı için ben keçeli kalemleri tercih ettim.

     Herkesin elinde olan 'Esrarengiz Bahçe' yi almak zorunda değilsiniz tabi ki. Bir çok farklı çeşidi var. Ben bir de 'Renkler Sokağı' nı sipariş verdim. 'Renkler Sokağı' biraz daha farklı. Onda da çok güzel ve değişik desenler boyanmayı bekliyor. Fakat kağıt olarak daha ince. Bu nedenle keçeli kalem kullanmak ne kadar doğru olur bilemiyorum arkasına geçmemesi açısından, deneyip göreceğiz. (:

     Sonuç olarak boyama serüveni oldukça eğlenceli ve kafa dağıtıcı bir şey. Seven, sevmeyen ayrı konu tabi. ama denemekten zarar gelmez. (: Üstelik D&R 'nin internet sitesinde şuanda indirimde. Herkesin hayatında kendi belirlediği renkleri olan desenler olmalı diye düşünüyorum. (:






     Esrarengiz Bahçe'deki boyamalarımı koymak istedim fakat 2 resmi döndüremedim maalesef. Ek olarak da D&R'nin linkini alta ekliyorum. 

Sevgiler,
Zeyrik

26 Haziran 2015 Cuma

Kitaplar Güzeldir





     Kitaplarda hep ayrı bir tat bulmuşumdur. Yeni ya da eski, kitabı elime alıp koklamadan yerine bırakmam. Kokuları hep çok cazip gelmiştir bana. Hiçbir şey almayacak olsam bile kitapçılarda uzun süreler gezebilirim. Aynı şey kütüphaneler için de geçerli. Kitabı kimler ödünç almış, arasına not yazmışlar mı merak ederim.


     Küçüklüğümden beri elimde mutlaka bir kitap bulunur. Okumak, her zaman çok sevdiğim bir şeydi. Fakat son ili senedir okuduğum kitap sayısı oldukça az. Derslerimin okumaları ağırlaştığı için son zamanlarda üzülerek kitaplardan uzaklaştım. Ama en kısa zamanda geri dönüş yapacağım.

     Okuduğum kitapları kaydettiğim bir defterim var. Her sene için yeni bir sayfaya başlar, kitabın adını, yazarını, okuduğum tarihi yazarım. Şuanda beşinci yıldayım ve geri dönüp baktığımda kitapları tekrar okumuş gibi oluyorum.

     Bir de kitapları internetten sipariş vermek beni daha mutlu ediyor. Bildiğim, daha önce gidip baktığım ve araştırdığım kitapları sipariş versem de, kargonun getirdiği o küçük koli beni daha çok heyecanlandırmıştır her zaman.

     Bu kategoride, odamda bulunan önceden küçük, şuanda oldukça geniş kütüphanemden okuduğum kitaplardan tavsiyelerde bulunacağım.

     Kitapları sevin, eski ya da yeni hiç fark etmez. Onlar hayal gücünüzü genişleten en önemli parçalardan biridir.

Sevgiler
Zeyrik