17 Ağustos 2015 Pazartesi

Jodi Picoult - Eve Dönüş Şarkısı





    

      Yaz mevsiminin en güzel yanı tatil ve kitap okumaktır bence. Bu yazımda sizlere kapağının sempatikliği nedeniyle aldığım ve okumaya başladığım bir kitaptan bahsedeceğim.

      Jodi Picoult'un ilk defa bir kitabını okudum. Kurgu olarak son derece güzel. Fakat okumaya başladığımda, kitabın ilk kısımları akıcı ilerlemedi. Biraz sıkılıyor gibi oldum ve tereddüt ettim. Daha sonrası için akıcı olmadığını söyleyemeyeceğim. (: 

         Eve Dönüş Şarkısı, içinde aşkı, evliliği ve yoğun biçimde aile kavramını ve kimlik arayışını barındırıyor. Kitap,eşcinsellik ve hakları üzerine kaleme alınmış. Yazar,karakterleri kusursuz bir biçimde işlemiş ve okurken hiçbir kopukluk yaşamadım bu sayede. Bu sebeplerden ve konusundan dolayı farklı bir roman. Okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye edilir.

    Ben şimdiden yazarın başka kitabını alıp okunacaklar listesine ekledim bile. (:

Zeyrik



8 Temmuz 2015 Çarşamba

Safranbolu





      Tamamen tesadüfen karar verilmiş bir tatil planı ile, yer bulamadığımız için son anda 'boş geçmesin' düşüncesiyle gittiğimin bir yer. Safranbolu denince akla  'Lokum Memleketi' geliyor. Sizlere bu güzel şehre yolunuz düşerse uğramadan gitmemeniz gereken yerleri anlatacağım. Gerçi öyle çok mekan olmadığı için uğramadan edemeyeceksiniz zaten. (:

     İlk olarak iki geceden fazla kalınamayacağı kanısındayım. Eski ve yeni yerleşim olarak ikiye ayrılmış bu şehir. UNESCO'nun koruma altına aldığı eski (tarihi) yerleşim merkezinde vintage konaklarda kalıp doya doya gezebilmek için iki gün ideal bence. Konaklama konusuna gelince, tarihi yerleşimde birçok konak var. Biz, İmren Lokum Konak'ta kaldık. Odaların ismi lokum çeşitleriydi ve odalar otantik, eski, tarih kokuyordu kısacası muhteşemdi. Küçük camlardan şehir merkezine bakılıyor, gaz lambalarını andıran minik ampullerle duvar lambaları bulunuyordu odada. Ayrıca cam kenarında uzun bir sedir vardı.

   
     İlk gün şehir merkezini gezdik. Zaten 1-2 saatte gezilebilecek bir yer. Kahvaltıyı konakta yaptık. Muhteşem bir kahvaltıydı. Yiyecekler doğal olduğundan çok lezzetliydi. Kahvaltıdan sonra Yemeniciler Çarşısı'nda ki Boncuk Cafe'de közde Türk Kahvesi ve yanında böğürtlen şerbeti içtik. Cami avlusundan içeri girdiğinizde daracık sokakları ve küçücük dükkanları olan Eski Çarşı'nın ortasındaki yörük çadırı gibi tasarlanmış çok sevimli bir cafe. Gezdikten sonra tekrar konakta Rum Mantısı yedik. İlk defa Rum mantısı yedim ve mutlaka tavsiye ederim. Soya sosuyla yapılan, yoğurtsuz yenen bir mantı. Akşam ise Safranbolu'nun neredeyse tek elit denilebilecek restoranı olan Taş-ev 'e gittik. Oranın yemeklerini malesef tadamadım ama yöresel yemekler çok yoktu.

     Ertesi gün turumuza kaldığımız yerden devam ettik. Önce Hıdırlık Tepesi'ne çıkıp tarihi Safranbolu şehrini oradan izledik. Daha sonra Kristal Teras'a gittik. Orada bir kanyonun kenarına camdan yapılmış bir zemin (balkon gibi) yapmışlar ve saydam olan zeminde havada duruyormuş hissi ile kanyonu izledik. Bence oldukça ürkütücü bir yerdi ama yine de keyifliydi. Kristal Teras'ın olduğu yer şehir merkezinden biraz uzakta olduğu için köylerin arasından gidiliyor ve Teras'ın biraz yakınında İncekaya Su Kemeri var. Onu da gördük. Fakat hamama ve Tarihi Kent Müzesine gidemedik. Hamamı bulamadık. Kent Müzesine giden yolda da yol çalışması olduğu için yolu kapatmışlardı. Hatta, kime müzeyi yerlilerden kime sorsak bize net bir cevap veremediği için bir türlü ulaşamadık. (:

     Akşam, İmren Lokum dükkanının üst katındaki kendi restoranına gittik. Küçük küçük odaların içinde sade ve eski kokan harika bir dekor içinde oturup yemeklerimiz yedik. Orada yöresel yemeklerden bulabildik. (: Hepsinden tadabilmek için ortaya ikişer porsiyon söyleyip paylaştık. Peruhi, Bükme ve Etli Yaprak Sarma yedik. Peruhi içinde süzme yoğurt olan bir mantı. Ben tadını çok beğenmedim bana ekşi gelmişti ama yinede denemeye değerdi. (: Bükme ise kapalı ıspanaklı pide. Ispanaklı böreği de sevdiğim için bana çok lezzetli gelmişti. Hatta odaya dönerken paket yaptırdığımı hatırlıyorum. (: Ve sonuncu da Etli Yaprak Sarma. Küçük güveçlerde yapılmış içinde kuşbaşı etler olan bir sarma. Sarmayı sevmeyen yoktur sanırım. Denememek için hiçbir sebep yok (:

     Safranbolu, daracık  tarih kokan sokakları, minik pencereli sevimli konakları ve sıcak halkıyla görülmesi gereken bir yer. İyi ki asıl istediğimiz yerde rezervasyon yaptıramayıp Safranbolu'ya gitmişiz. Ocak ayında gittiğimiz için çok turist de yoktu. yoğun bir kalabalık olmadığı için de bunalmaya fırsatımız olmadı. Gönlümüzce dolaşabildik daracık sokaklarda. Şehrin meydanındaki camiye çok yakı olduğumuz için okunan her ezanla huzur bulduk. Ayrıca lokumları (suyundan olduğu söyleniyor) dünyada tek diyebilirim. (:

   Eğer yolunuz o taraflara düşerse Safranbolu'ya mutlaka gitmelisiniz, görmelisiniz. Ülkemizde bu kadar güzel ve tarih kokan yerler varken görmemek çok üzücü. 
Yazımın altına Safranbolu Belediyesi'nin ve kaldığımız konağın internet sitelerini koyuyorum. Merak edenler, bir göz atın derim. (:
     Not: her anlattığım mekanın fotoğrafını çekemedim fakat çektiklerim bence oraya gitmek için biraz da olsa teşvik edici. (:  




















Keyifli okumalar,
Zeyrik

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Livaneli - Konstantiniyye Oteli




      Livaneli'nin 'Serenad' kitabını görmüştüm ilk. Alıp okumayı çok istedim ama bir türlü fırsat olmadı ve araya başka kitaplar girdi. İnternetten yeni belirlediğim kitapların arasına bu kitabı da merakımdan ve artık Livaneli'nin bir kitabını okumalıyım diyerek siparişini verdim. İyi ki vermişim. (:



     Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı olan bu 'Konstantiniyye Oteli', zaten okumaktan zevk aldığım İstanbul ve Bizans gibi konuları işlemiş. Kitabın arkasındaki yazıyı okuyup kitabı satın almamak imkansız zaten. Büyük bir merak uyandırdı bende. Kapağı desen ayrı bir olay. (: Oldum olası böyle kapaklardan hoşlanmışımdır zaten.

     Kitapta çok fazla karakter var. Olaylar kısa bölümler halinde, bazıları tam anlamıyla gerçek, bazıları bana oldukça hayal ürünü gelen hikayelerden oluşuyor. Tek bir kişiye bağlı kalmadan kaleme alınmış bu kitap İstanbul'un bir gerçeğini farkettiriyor bize. Kitapta hoşlanmadığım tek kısım olayın üçüncü tekil şahısla anlatılması. Yani olayları başkasından dinliyormuş gibi değil de, bizzat yaşıyormuş gibi kaleme alsa daha derin bir roman olurdu düşüncesindeyim.

     Her bir ayrıntıyı su gibi berrak işlemiş yazar ve okurken dikkatimin çabuk dağıldığını düşünürsem, kopukluklar yaşamadım. Kitabı okumayı düşünenler, kesinlikle tavsiye ederim. (:

Kendime not: Livaneli'nin diğer kitaplarını da okumam gerekenler bittiği gibi almalıyım. (:

Sevgilerle
Zeyrik